Neden Hiçbir Şeyi Atamıyoruz? Biriktirmenin Mantığı
Dolabın arkasındaki kutu yıllardır orada duruyor. Biriktirme eğiliminin arkasındaki mantık ve kararı kolaylaştıran birkaç soru.
Mertan Yalçın 4 dk okuma
Dolabın arka rafında yıllardır duran bir kutu vardır. İçinde eski kablolar, tek kalmış düğmeler, kullanılmayan bir kumanda, bir zamanlar önemli görünen kâğıtlar bulunur. Hiçbiri bugün işe yaramaz, hiçbiri atılmaz. Yılda birkaç kez o kutu açılır, içine bakılır, kapağı kapatılır ve yerine konur. Bu döngü çoğu evde tanıdıktır.
Atamama hâli genellikle düzensizlik ya da savurganlık olarak yorumlanır. Oysa çoğu zaman tam tersidir. Eşyayı elde tutan kişi, onu israf etmek istemez. Bir gün lazım olabileceğini düşünür ve bu düşünce yanlış da değildir; nadiren de olsa gerçekten lazım olur. Sorun, bu ihtimalin ne kadar sık gerçekleştiğine dair hesabın hep iyimser tarafta kalmasıdır.
Sahip olduğumuz şey daha değerli görünür
Bir eşya elimize geçtikten sonra, gözümüzdeki değeri artar. Aynı nesneyi bir mağazada görsek almayacakken, evde durduğu için ondan vazgeçmek zor gelir. Karar, eşyanın işlevine değil, elden çıkarma fikrinin verdiği rahatsızlığa göre alınır. Bu nedenle atmaya karar vermek, almaya karar vermekten daha ağır bir işlem gibi hissedilir.
Buna bir de geçmiş harcamanın gölgesi eklenir. Pahalıya alınmış ama kullanılmayan bir eşyayı atmak, o parayı ikinci kez kaybetmek gibi gelir. Oysa para zaten harcanmıştır; eşyanın dolapta durması onu geri getirmez. Yine de zihin bu hesabı kolay kolay kapatmaz.
Eşyanın taşıdığı zaman
Bazı nesneler işlevleri yüzünden değil, bağlı oldukları dönem yüzünden saklanır. Bir öğrencilik defteri, ilk maaşla alınmış bir saat, kullanılmayan bir çanta. Bunlar dolapta bir eşya olarak değil, bir zaman diliminin kanıtı olarak durur. Atmak, o dönemin gerçekten bittiğini kabul etmek gibi gelir.
Bu tür eşyalarla ilgili karar vermek zordur, çünkü mesele hiç de eşya değildir. Böyle durumlarda hepsini elde tutmak ya da hepsini atmak yerine, temsilci seçmek daha uygulanabilir bir yoldur. Aynı döneme ait yirmi nesneden biri saklandığında, hatıra korunur ve yük büyük ölçüde hafifler.
Biriktirmenin görünmeyen maliyeti
Saklanan eşya sessizce durmaz. Yer kaplar, tozlanır, düzenlenmeyi bekler, aranan şeyin bulunmasını zorlaştırır. Dolabı her açışta göz onların üzerinden geçer ve her seferinde küçük bir karar ertelenir. Bu ertelemeler tek başına önemsizdir ama sayıları arttıkça evin genel hissini değiştirir.
Kalabalık bir ortamda insanın dinlenmesi de zorlaşır. Göz sürekli işlenecek bilgi bulur. Bu yüzden bazı evlerde temizlik yapılmış olmasına rağmen ferahlık hissi doğmaz; ortalık temizdir ama doludur.
Karar vermeyi kolaylaştıran sorular
Bu eşyayı son ne zaman kullandım sorusu, atıp atmama tartışmasını çoğu zaman tek başına bitirir. İki yıl geçmişse, cevap büyük ihtimalle bellidir. İkinci soru şudur: bu şeye yeniden ihtiyacım olursa bulmam ne kadar zor olur. Kolayca temin edilebilecek bir nesneyi ihtimal için saklamak, o ihtimalin bedelini bugünden ödemek anlamına gelir.
Bir başka yöntem, kararı ertelemeyi düzenli hale getirmektir. Kararsız kalınan eşyalar bir kutuya konur, kutunun üstüne tarih yazılır ve göz önünde olmayan bir yere kaldırılır. Altı ay boyunca o kutudan hiçbir şey alınmadıysa, içindekilerin gerçekten gerekli olmadığı deneyle anlaşılmıştır. Bu yol, atma kararını duygusal bir andan çıkarıp basit bir gözleme dönüştürür.
Üçüncü bir soru, eşyanın kime ait olduğunu netleştirir: bu şeyi bugün bir kez daha satın alır mıydım. Cevap hayırsa, o nesne artık ihtiyaç listesinde değil, geçmişin listesindedir. Bu soru özellikle kıyafetlerde işe yarar, çünkü dolapta yer kaplayan parçaların çoğu bir zamanlar sevilmiş ama artık giyilmeyen şeylerdir.
Elden çıkarma biçimini değiştirmek de kararı kolaylaştırır. Çöpe atmak fikri direnç doğurur; ihtiyacı olan birine vermek, bağış kutusuna bırakmak ya da geri dönüşüme yollamak aynı sonucu verir ama israf hissi üretmez. Pek çok kişi eşyayı atamaz, fakat devretmekte hiç zorlanmaz.
Bir seferde ev boşaltmaya çalışmak ise genellikle geri teper. Uzun bir gün sonunda yorgunluk birikir, kararlar hızlanır ve sonrasında pişmanlık gelir. Küçük ve sınırlı alanlarla çalışmak daha sürdürülebilirdir: bir çekmece, bir raf, bir kutu. On beş dakika ve tek bir alan, bir günlük büyük temizlikten daha kalıcı sonuç verir.
Atamama eğilimi bir kusur değil, tedbirli bir zihnin doğal uzantısıdır. Sadece bugünün ihtiyaçlarına göre değil, olası her ihtimale göre hesap yapar. O hesabı zaman zaman gözden geçirmek, tedbiri bırakmak anlamına gelmez. Yalnızca hangi ihtimallerin gerçekten yaşandığını görmeyi sağlar.